Doktor Röportajları

bebek-doktor1Mehmet Öz, geçen ay Amerika’da kendi televizyon şovuna başladı. Şimdi her gün Dr. Oz Show’da uzun yaşamın sırlarını anlatıyor.

Programı yarından itibaren Türkiye’de de izlenebilecek. Ondan önce New York’taki NBC Stüdyoları’na gidip Öz’le görüştüm. “Mehmet Öz Projesi”ni konuştum.

Konuşurken elimdeki not defterimi istedi. Sonra kalemi alıp boş bir sayfaya bir parabol çizdi. X’e yaş dedi. Y’ye mutluluk. Eğrinin yükselişe geçtiği bir noktayı gösterdikten sonra da “Bakın ben burada değişmeye karar verdim” dedi. “Eğer bir şey yapmasaydım 50 yaşımda artık işimi eskisi kadar iyi yapamıyor olacaktım ve mutsuz olacaktım.” Ardından Y’deki mutluluğu sildi. Yerine başarı yazdı. Aslında ikisinin aynı manaya geldiğini düşünüyordu ama sadece benim anlamamı istemişti. Yaklaşık 1 saatlik konuşmamız boyunca Mehmet Öz’ü en iyi özetleyen anekdot işte bu oldu. Yaşam parabolü… Ve paraboldeki başarı…

Amerika’da yaklaşık bir aydır hafta içi her gün yayınlanıyor Dr. Oz Show. 60 dakikalık bir dış yapım (syndicated). Sony ve Oprah Winfrey’in yapım şirketi Harpo ortaklığıyla ZoCo tarafından hazırlanıyor ve şehir şehir tüm Amerika’ya satılıyor. Dünyada da şimdilik Kanada ve Türkiye’ye pazarlanıyor.

3 MİLYON KİŞİ O kadar iyi başladılar ki, Amerika’nın yüzde 99’unda yayındalar. Ve ülkenin en popüler doktor şovu Dr. Phil’in reytinglerini geçmek üzereler. Her gün en az 3 milyon izleyici topluyorlar.
Daha önce Mehmet Öz’le ilgili bir yazı yazmıştım. Danışmanlığını yaptığı Real Age şirketinin ilaççılara veri sattığı ortaya çıkınca kendisiyle konuşmak istemiştim ama bana cevabı TV yapımcıları yollamıştı. Ben de Öz’ün bir doktordan çok artık bir TV ünlüsüne dönüştüğünü söylemiştim.

EVİ STÜDYO Haftanın 3 günü stüdyoda. Sadece perşembeleri ameliyat yapıyor fakat o da aksıyor. Mesela biz perşembe buluştuk. Ameliyatlara da artık yalnız girmiyor. Zamanında kendi bulduğu teknikleri uyguluyor sadece. Çıkan yenilikleri takip edemediğinden yanında hep bir partneri oluyor. Araştırmayı bıraktığını, makale yazamadığını anlatırken, bir yandan da ısrarla doktorluğu bırakmak istemediğini, sadece bir TV yıldızı olmak istemediğini söylüyordu fakat… Kendi de farkında…

SOKAK TIPÇISI Makas değiştirince hayatında da şunlar değişmiş. İki katı para kazanıyor. Daha çok eğleniyor. Eskiden daha sofistikeyken şimdi daha yüzeysel düşünüyor. Dünyanın en iyi kalp uzmanlarından biriydi. Şimdi dünyanın en ünlü sokak tıpçısı… Her şeyden biraz anlıyor ama hiçbir şeyin uzmanı olamıyor.

HOUSE GİBİ Öz’ün programı Dr. Phil ile karşılaştırılsa da, ben daha çok House dizisine benzettim. Başta güncel bir sağlık haberi var. Sonra da bir hasta vakası. O vaka bir adamın dudağından taşmış, korkunç görünümlü bir tümör de olsa, sorun nasıl çözülecek diye merak ettirip izlettiriyor. Bu arada stüdyodaki kadın seyircilerden birini yanına çağırıp beraber bir konuyu ele aldığı da oluyor. Seçtiği bütün kadınların eli ayağı birbirine dolaşıyor. Öz espri yapınca da hepsi kıkırdıyor.
Siz televizyon için doğmuşsunuz, dedim. Güldü. “Evet orta yaşlı kadınlarda bana karşı öyle bir durum var” dedi.

Wharton’da bir case studyBir Harvardlı. Tıp eğitimini ise UPenn’de almış. Ama Öz’ü en iyi yansıtan okul hangisi derseniz, kesinlikle Wharton. UPenn’de tıp okurken gittiği, Amerika’nın en iyi işletme okulu. MBA denilen Amerikan icadı disiplinin, bir numaralı mabedi… İlişkilerinde, işinde, hayatını parabollerle anlatmasında hep oranın etkisi var. Yaşamı, Wharton’da çözmesi için önüne konulmuş bir “case study” gibi görüyor.

Programda kullandığı cerrah önlüğünü çıkarttıktan sonra giyeceği gömleği seçerken yardımcısıyla 5 dakika tartıştı. Konuşmamız bittikten sonra asansörle binadan ayrılırken de eve gitmem için metroya nereden binebileceğime kafa yordu. Kapıda Dr. Oz diye yanına gelenler oldu. Hiç üşenmeden bir de onları dinledi.
Rupert Murdoch arkadaşı, Michael Bloomberg tanıdığı. Program başlamadan Murdoch bizzat telefon edip Fox TV’nin Amerika’nın her yerinde kendisini destekleyeceğini söylemiş. Nasıl bu kadar kalbur üstü insanla tanıştınız dedim. “Doktor olduğunuzda insanlarla yakınlığınız farklılaşır. Çünkü size soru sorarlar ve ister istemez dostluk kurarlar” dedi.
Bütün bunlardan sonra eğer Wharton usulü söylemek gerekirse… Doktorluk Mehmet Öz için çok doğru bir kariyer başlangıcı olmuş.

Projenin sahibi Lisa Oz

Sizin ayırt edici özelliğiniz ne dedim Mehmet Öz’e. Dünyanın en büyük sağlık endüstrisinin içinden çıkardığı en ünlü doktor niye sizsiniz?.. “Ben ekibe inanırım” dedi. “Birine inandım mı da yıllarca beraber çalışırım. Örneğin karım Lisa’yla 24 yıldır beraberim.”
Karısını ekibindekilerle kıyaslaması ev halleriyle ilgili fikir verebilir. Ancak bir yandan da şaşırmamak lazım çünkü Lisa Oz aynı zamanda iş ortağı. Hatta Mehmet Öz’ün doktorluğundan şovmenliğine her yönünü tasarlayan esas kadın.
Stüdyodaki konuşmamız bitince Öz’ün yemek yediği dinlenme odasına geçtik. Suyun içinde ceviz ve badem, biraz şamfıstığı, avokado salatası ve domates sosu yiyip doydu. Bir de güne yogayla başlamasını katın. Bu wellness meselelerinde reiki uzmanı karınızdan etkilendiniz mi, dedim. Eğer genç bir doktor olsaydım enerji konusunda çalışırdım, dedi. 6 yıl önce televizyonda halka sağlıklı yaşam tavsiyeleri vermeye başlamasının da karısının fikri olduğunu söyledi.
Lisa Oz, şimdi 120 kişilik program ekibinde yönetici. Ve tıpkı yazar Dan Brown’ın karısı Blythe Newlon gibi “Mehmet Öz Projesi”nin asıl sahibi. Ben gittiğimde stüdyodan yeni ayrılmıştı, konuşamadım.

Tolga Taniş – Hürriyet Gazetesi- 18 Ekim 2009 

PROF. DR. ERKAN TOPUZ, İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ İSTANBUL TIP FAKÜLTESİ ONKOLOJİ ENSTİTÜSÜ MÜDÜRÜ

Hastalarımıza tıbbi tedavinin yanı sıra meditasyon, yoga reiki gibi yöntemleri de öneriyoruz. Ayrıca resim yapmalarını, dans etmelerini, müzik dinlemelerini de öneriyorum. Yoga,meditasyon uygulamaları tedavi edici değildir ancak hastanın direncini artırıp, onu daha güçlü kıldığı için çok önemlidir. Dolayısıyla bu tür spiritüel uygulamalar hastalığın iyileşme sürecini olumlu etkiliyor ve hastanın hastanede kalış süresini kısaltıyor.

İlaç, ameliyat ya da radyoterapi her şey demek değildir. Bu tür uygulamalar hastanın psikolojik durumun düzeltip hayata bağlanmasında son derece etkili oluyor. Hasta kendisini daha güçlü hissediyor, ağrılara ve acılara daha kolay katlanıyor. Bütün bunlar da bizim işimizi kolaylaştırıyor, çünkü karşınızda zor bir hastalıkla mücadele eden bir insan var ve onun psikolojik yapısı, gücü ve genel durumu sizin işinize de yansıyor. Bu yöntemler, hastada bir arınma sağlıyor.

Meditasyon ve yoganın yanı sıra bu etkiyi dualar ve inanç tedavileri ile de görebiliyoruz. Dünyada bir çok yerde özellikle kanser gibi, koroner hastalıklar gibi kronik hastalıklarda hastalara bu yöntemler önerilir. Örneğin, katoliklerin yaptığı dua çalışmaları vardır. Kalp damar hastaları üzerinde yapılan bu dua çalışmaları hastanın ruhi durumunu düzeltiyor, endorfin hormonunun açığa çıkmasına neden oluyor, hastayı hayata bağlıyor ve yapılan tedavinin daha başarılı olmasını sağlıyor.

MARMARA ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ ÇOCUK HEMATOLOJİ VE ONKOLOJİ BÖLÜM BAŞKANI PROFESÖR DOKTOR CENGİZ CANPOLAT

Spiritüel tedavi yöntemlerinin özellikle kanser gibi hastalıkların tedavisinde çok yararlı bir destekleyici olduğuna inanıyorum. Sadece meditasyon, reiki, yoga da değil akupunkturun da olumlu etkileri var. Literatürde bu öğretilerin özellikle kanserli hastalarda, anksiyeteyi, ağrıyı, huzursuzluğu, uykusuzluğu, kemoterapinin yan etkilerini ve fiziksel bir takım şikayetleri ciddi derecede azalttığına ve hastanın bütün bu durumlara toleransını artırdığına dair bilgiler yer alıyor. Tabi ki bunlar konvansiyonel tıbbi tedavinin yerini alabilir diye bir şey sözkonusu değildir. Bunlar ancak konvansiyonel tedaviye yardımcı olabilir. Araştırmalar göstermiştir ki bu tür uygulamalar vücudun endojen mekanizmalarını hareket geçiriyor. Mutluluk veren endorfin hormonunu artırıp, adrenal ve kortizon sentezine etki ederek stresi ve anksiyeteyi azalttığı görülmüştür. Yine hücresel immünüte üzerinde etki ettiğini gösteren, pozitif bulgular vardır.

Önceleri panik atak, stres, depresyon gibi psikolojik hastalıkların tedavisinde kullanılan bu yöntemler üzerinde yapılan çeşitli araştırmalarda kalp ritminin yavaşladığı, kan akışının düzene girdiği,kan basıncının düştüğü, beyin yarım kürelerinin dengelendiği, adrenalin hormonunun ve kolesterolün azaldığı, oksijen tüketiminin düştüğü görülmüştür.

Yoga, reiki ve meditasyon gibi spiritüel yöntemler, insanın içindeki enerjiyi kullanabilmesini ve kendi zihinsel gücünün farkındalığını sağlıyor diyebilir miyiz?

PROF. DR. CENGİZ CANPOLAT:

Ben kendi fiziksel ve ruhsal sağlığım için birinci ve ikinci derece reiki öğrendim ve bundan çok yarar görüyorum. Vücudumda birikmiş negatif enerjiyi uzaklaştırıyor, yorgunluğumu alıyor, zihinsel konsantrasyonumu artırıyor ve beni sakinleştiriyor. Açıkçası yararını gördüğüm için herkese tavsiye ediyorum. Bazen ağrılarımda ilaç kullanmama gerek kalmıyor. Ağrı azaltmada bunun çok etkili olduğuna inanıyorum. Reikiyi hastalarınız üzerinde denemeyi düşünür müsünüz?

PROF. DR. CENGİZ CANPOLAT: Henüz hastalarım üzerinde böyle bir uygulama yapmadım. Aslında kullanılabilir ancak henüz Türkiye’de ve hastane ortamında böyle bir uygulama yok. Zaten böyle bir talep de yok, çünkü bizde çok iyi bilenen şeyler değil. Örneğin yurt dışındaki hastanelerin hemen hepsinde hem dua merkezleri hem de hastalara rahatlama sağlayacak birimler var. Psikolog ve pedagoglar hasta çocukların rahatlatılması ve tedaviye hazırlanması için çalışmalar yapıyor. Yani batıda inanç tedavileri ve relaksasyon tedavileri çok daha fazla kullanılıyor. Bence bu tür yöntemleri tamamen yadsımamak gerekir. Ben bu tür rahatlatıcı tedavileri hastalarımıza uygulamamız gerektiğine inanıyorum.

PROF. DR. CENGİZ CANPOLAT: Ben bu tür tedavilerin geleceğini parlak görüyorum, çünkü zaman inişli çıkışlı bir seyir gösteriyor. Yani insanların bir noktada bu tür olaylara daha fazla önem vereceklerine inanıyorum. Çünkü hastalıklar bir noktada insanlardan bir adım önde gidiyor. Enfeksiyonlar direnç geliştiriyor. O zaman bizim de farklı yöntemleri işin içine katmamız gereken zamanlar çok uzak değil.İnsanoğlu daha farklı bir bilinç düzeyine doğru gidiyor, belkide gelecekte bu yöntemler konvansiyonel yöntemlerin yanında eşdeğerde yer alabilecek. Bunların olmasını ben çok uzak bir gelecekte görmüyorum.

TÜLAY SAĞLAM
NTV-MSNBC Programından alıntıdır. 05 Mayıs 2006 Cuma

Share

Bir Cevap Yazın